16 Temmuz 2007 tarihinde ElmaSuyu Kullanıcı Grubu içerisinde oluşan bir duruma parmak basmak amacıyla ve uyarı niteliğinde yazdığım yazının ilgili arkadaşlar tarafından ” Muhtıra ” olarak nitelendirilmesi beni şaşırtmadı. Beni asıl şaşırtan yazdığım yazıları neden dikkate alıp karşılığında açıklama yapmalarıdır.
Son 1 yıldır yaşananları dün gece oturdum ve düşündüm. Hem nereden nereye geldiğimizin kısa bir muhasebesini yapmak, hem de oluşan bu duruma bundan sonraki süreçte sağlıklı çözümler sunabilmek açısından yaptığım bu gerek genel değerlendirme ve gerekse kişisel değerlendirme sonrasında bir yere geldim ve durdum. Kendi kendime;
- Hade bee…
dediğimi hatırlıyorum. Anlamsız ve gereksiz bir açıklamaya yorum yazmanın yazılan yazı kadar anlamsız olacağını bilmeme karşın yine de karşımdaki kişilerin düşüncelerine olan kişisel saygım gereği ( nedense hala ) bu yazıya cevap vermeyi uygun gördüm.
Benim yazılarımı üşenmeyip okuyan ve okuduklarından birşeyler çıkartmayı kendisine görev edinmiş kişiler eğer dikkatli bir şekilde bakarlarsa gerek düşünce biçimi ve gerekse yazım tarzı olarak yıllardır aynı üslup çerçevesinde olduğunu göreceklerdir. ElmaSuyu Kullanıcı Grubu ve Adobeeğitim sitelerinde yazdığım burada sayısını vermeye gerek duymadığım tonlarca yazıyı üst üste koyabilseydik eğer aralarında üslup olarak herhangi bir fark olmadığını görebilirdik.
Keşke görebilseydik. Ama na yazık ki göremiyoruz, göremeyeceğiz de. Neden göremeyecekmişiz diye sakın bana sormayın. Bunu isterseniz gidin Hüseyin Usta ve Özkan Özcan‘a sorun bakalım size ne cevap verecekler. Hatta aldığınız cevabı daha sonra bana da bir zahmet söyleyin. Bakın ben bile neden olduğunu bilmeme karşın merak içerisindeyim.
Peki mihenk nedir? Kime göre olumlu, kime göre olumsuz. Olması gereken üslubun derecesini ( yumuşak veya sert ) kim ayarlayacak. Okuyan mı..? Yoksa yazan mı..? Ya da bu duruma dışarıdan ahkam kesmeye kalkan ama bu güne kadar bana gelipte;
- Hayrola durum nedir.? Merak ediyorum. Olaya tek taraflı şartlanmak istemiyorum.
diyeceği yerde esen rüzgara kapılıp giden, sonrasında ise gelinen yerin ne olduğu kafasına dank ettiğinde ise büyük bir telaşla zevahiri kurtarmak için bir zahmet gelen kişiler mi belirleyecek. 11 Mart 2007 tarihinden itibaren başlayan sürece kayıtsız kalmış hatta görmemezlikten gelmiş, sonrasında ise güvendiği dağlara yağan karın soğuk esintisinden kaçmak için sığınacağı güvenli bir liman arama telaşında olanların yaşanan süreç hakkında herhangi bir yorum yapmak bir yana tek bir söz etmeye bile hakları yoktur. Ama yine de bulunduğum konumun bana yüklediği nezaket ve sorumluluk gereği ( ki bu sorumluluğu bana kimse ulufe olarak vermedi aksine ben söke söke aldım ) ilgili kişilere son birkaç gündür yılmadan usanmadan sürekli başa alarak elimden geldiğince tek taraflı şartlanmışlıkları ile sordukları sorularına cevaplar vermeye çalıştım.
Bakın arkadaşlar, bu yaşanan süreç kesinlikle tek taraflı değildir. Bu süreçte her iki tarafında sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve süreci sağlıklı bir yatay geçişle tamamlamaları gerekirken her zamanki ” Üzerimizden atarız, sorumluluktan kurtuluruz ” tavrı öncesinde ve sonrasında geçerli olmuştur. Kendisine karşı bile sorumsuz olan bu sorumluların çözüm getirebileceği herhangi bir duruma bu güne kadar rastlamadım. Sabırla bekliyorum. Ayağına gelen topu bir an önce diğer oyuncuya atarak üzerindeki sorumluluğu ” Ben yaptım oldu ” mantıksızlığıyla ele alan bu arkadaşlarımızın bana teşekkür etmelerinin hiç bir mantıksal dayanağı yoktur.
Sürecin bu şekilde gelişeceğini önceden görüp gerekli uyarıları belgeleri ve delilleriyle kendilerine sunmama karşın ” Yahu bu adam bize niye yardım ediyor ” yaklaşımı ve ” Biz bu Melih Yongacı’nın her söylediğini yapmak zorundamıyız ” açıklamalarıyla konuyu sürekli savsakladılar. Hatta üzerimden kendisine paye edinmeye çalışanlar bile oldu. Yaşanan süreçte yazdığım her yazı sonrasında, yaptığım her uyarıda beni ” Paranoyak ” olmakla suçlayan ve ” Hayal gördüğümü ” iddia eden bu arkadaşların geldiği noktaya baktığımızda durumun ne kadar acıklı olduğunu belirtmemde sanırım herhangibir sakınca olmaz. Yoksa olur mu..?
Nasıl buraya kadar yazdıklarımda ” 2. Muhtıra ” havası var mı..? Anlamadım… Bundan sonrasını daha da ılımlı ve olumlu mu yazmalıyım..? Arkadaşım bak sen tarihin trenini kaçırmışsın, hareket memuruna kızıyorsun. Sen önce şu kolunda süs olarak tuttuğun saati doğru kullanmayı ve trenin kalkış saatine göre hareket edip ilgili treni kaçırmamayı öğren… Hadi bakim değerli kardeşim. Kaçan trenin arkasından dövünmek bir işe yaramaz…
Neyse… Şimdi daha öncesinde yukarda belirttiğim betimlemelerle karşı karşıya kaldığım o dönemde ve sonrasında tarzımı hiç değiştirmeden üslubumun derecesini ve ayarını bozmadan yazmaya devam ettim.
- Sen de kimsin. Kim oluyorsun. Senin varlığını da sözlerini de dikkate almayız.
diyenlerin yönetimi şimdi kalkmış bana teşekkür ediyor.
- Ben de size teşekkür ederim… Hem de sizin bana ettiğinizin iki katı kadar…
Tamam… Karşılıklı olarak bir güzel teşekkürleştik. Ne oldu şimdi..? Sorun çözüldü mü..? Camiayı oluşturan kişiler oluşan bu durumun nedenlerini, niçinlerini, bu ve bunun gibi durumların oluşma nedenlerini ve kişinin yaptıklarını öğrendi mi..? Hayır… Hatta benim siteden neden ayrıldığımı soran kişilere çıkıp ” Arkadaş kendisine site açtı ” diye her zamanki o meşhur geçiştirme tavrıyla cevap veriliyor.
Bu arada konunun en komik tarafı da şu. Arkadaşlarımız konuyu bilmiyorlarmış, kesin ve detaylı bilgi edinmeleri gerekiyormuş. ilginç. Hatta bir o kadar da tuhaf. Tabi alıştılar ortaya çıkan her durumda kendilerine delil vericez, belge sunucaz ve bu arkadaşlar da sonrasında ortaya çıkıp ” Olayı biz çözdük heh heh heee ” diyerek salım salım dolaşacaklar. O da yetmiyormuş gibi yeri geldiğinde de kendi aralarındaki mailleşmelerinde utanmadan sıkılmadan ” kendini bilmez 5 para etmez, kişiliksiz bir herif “, yazdıklarıma da ” alehte yazılan saçma teoriler ” diye yazılar yazacaklar.
Kuyrukları sıkıştığı zaman da ” Melih Yongacı’ya duyarlılığından ötürü teşekkür eder, … ” türü bir yazı yazacaklar. Genele başka, özele başka. Yazın şeker kardeşlerim. Yazın hatta daha da fazlasını yazın. Yazmaktan çekinmeyin.
Sonuç olarak gelinen noktaya baktığımızda ortaya herhangi bir şeyin henüz çıkmadığını görüyoruz.
- Patron izinden dönmedi. Dönsün gerekli basın açıklamasını yazacak…
durum aynen budur. Bekliyoruz şeker kardeşim. Biz nasılsa beklemeye alıştık. Ne demiş atalarımız ” Bekleyen derviş, muradına ermiş “. İyi de ben derviş değilim ne olacak şimdi. Bekle kardeşim patladın mı..? Tamam kızmayın bekleriz. Benim acelem yok. Eğer sizin de yoksa ki anladığım kadarıyla yok, o zaman neymiş..? Bekliyoruz, bekleyeceğiz…
- Beyefendi tren kaçta kalkıyor..?
- Bekle kardeşim, patladın mı..!
- Evet beyefendi PATLADIM…
0 Yanıt, “Duyuru-Yorum…”